2009-10-08_2008-01-14 14:01:28 hayat yeniden yaşanmaz - Blogcu



« Önceki |

11/12/2007

Kasım

Kararmaya yakın, Kasımın Ankara ayazı kokuyor. Kükürt, toz, egzos. Ayaklarını sürüye sürüye, ağır okul çantasını bir an önce sırtından atmak için eve gitmeye çalışıyor. Arkadaşları şakalaşarak yollarda yürüyor, ayaz estikçe yanaklarının yanmasını azaltmak için montunun yakalarına gömüyor başını. Arkada, askılarda kalmış montuna, sınıfın havasız, ter karışımıyla, duvarların nemli sıva kokusu karışmışta sinmiş; Bir iki dakika dayanamıyor bile  kokuya  kaplumbağa  gibi çıkarıyor başını yakasından. Besbelli ayaz, yaksa da koksa da daha iyi. Öfff birde yokuş var önünde. Halıcının boğucu tüylü, yünlü havası kapı aralığından sızıyor, müşteri uğurluyor Ali bey. Kasap Hasan da belli ki çiğ et kokularını tüttüre tüttüre müşteriyle sohbet ediyor içeride. Ayaz iki apartman aralığından fırlayıp gözlerini oyuyor insanın. Nefesini tutuyor bir an için. Topal Ömer abinin kırtasiye dükkanında durmalı, biraz laflayıp emzik şekerlerden alıp evde keyif yapmalı. Kazık kadar olsa da şeker işte şekli, tadı cazip geliyor.

Kapalı kapıda durakalıyor. İliştirilmiş yazıya bakıyor. Belli ki alelacele yazılmışta konulmuş. Cenaze sebebiyle kapalı. Babası mı diyor içinden ,aradabir görüyordu ya.Şeker hayalleri suya düşüyor. Çanta daha da ağırlaşmış tırmanıyor yokuşu. kuzeni Leyla gelmiş kapıda;

-annem yakında günde size gelicem diyor ama anneme haber vermeliyim.

-İyi gel telefon ederiz.

-Yok bilmiyorum telefonu şurası ya gider geliriz.

-Dur çantayı bırakayım.

Çantayı kapıdan atıp annesine sesleniyor.

- Teyzem yakındaymış, Leyla bize gelecek haber vermeye gidiyoruz. 

Dinlemeden kapıyı kapatıyor, iniyorlar. Üç dört apartman sonra eski kavruk, boyası yer yer dökülmüş bir bina kapısı açık. En üst kata çıkacaklarmış birde, canı sıkkın üç basamaklı girişi geçip bir zamanlar özenle hazırlanmış apartman girişindeki boyutlu mozaiklerin üstünden geçiyorlar. Siyah beyaz, geometrik desenler insanın gözleriyle oynuyor yaramazca. Bu desenlere o zamanlar da bayılıyor. İki yöne de açılan ahşap çerçeveli cam kapıdan içeriye giriyorlar. Bu sefer o güzelim girişe tezat bir sidik kokusu şamar gibi çarpıp sersemletiyor insanı. Apartmana da işenir mi ya derken, bir adam karanlıklardan çıkıp yaklaşıyor.

-Afedersiniz bu apartmanda Arif beyler varmış. derken iyice sokuluyor kızlara.Kızlar çığlık atıp yukarıya kaçmaya başlıyorlar. Adam arkalarından bir kat çıkıyor. Arkadakalanın eteğine yapışıyor. Leyla önde çığlık atıp arkasına bakmadan annesinin misafir olduğu kata fırlıyor, üçer beşer basamaklarıtırmanıyor. Eteğine asılan adamın ağırlığıyla geri geri merdivenlerden düşüyor. Adamın üstüne savruluyor. Kızın ağırlığı ile beraberce duvara çarpıp kucak kucağa yere yıkılıyorlar. Yakalayıp yana fırlatıyor kızı ve zıplayıp ayağa kalkıyor. Ancak kızın da aynı çeviklikle ayağa kalkmasına şaşırıyor ama üstüne yürüyor yine de. Üstüne gelen adamın apış arasına okkalı bir tekme savuruyor kız. Hemen adamın iki büklüm kalmasından yararlanıp ensesinden ve ceketinin etek ucundan tutup merdivenden aşağı itekliyor, ayağıyla da itiyor. Kocaman adamın yuvarlanıp alt kata düştüğünü ve düşerken de kafasını merdiven korkuluğuna çarptığını saniye saniye ağır çekimde seyrediyor. Adam yerde hareketsiz. Koşmaya başlıyor yukarıya. Teyze, teyze....

Ter içinde boğazı kurumuş sesi çıkmıyor aynı rüyalarımızda bağırırken çıkmadığı gibi.

-Teyze adam öldü, teyze öldü. İttim düştü, öldü teyze... ellerine bakıyor. Hiç bir şey yok ellerinde ama o kirli hissediyor ellerini. Kokluyor ellerini, anlamıyor korkudan ne koktuğunu.

-Ölüm mü kokuyor ellerim teyze pis pis kokuyorum. Teyzesi iniyor aşağıya merdiven boşluğuna bakıyor.

-Yok kızım kimseler kaçmıştır, kaçmıştır o, hadi size gidin de dinlenip oynayın birazdan gelir Leylayı alırım.

Elleri kokuyor, hala korkunun sarsıntısı var üstünde birini öldürmek ne kadar da kolay diyor kendine katil oluverdim ya bir saniyede .... neyse ki adam yok aşağıda ölmemiş...!

Ama bir yerlerde ölüm kokusu olan, elleri kirli birileri var...

 

 

30/11/2007

KIZIMA BİR KUTU YAPTIM...

 KIZIMA BİR KUTU YAPTIM,

henüz düzeltmeleri yapmadan çektim fotoğrafları. Heyecanlıyım, daha pişecek boyanacak, tekrar pişecek ama oğluma da hemen çalışacağım kalemlik olabilir veya bir çerçeve, araştırmak ve yapmak öğrenmek kolay, zahmet mutluluk, beklemek te sabrın mavi boncuğu.

Sanatı seviyorum, anladım ki her kolu sevgiyle var. Beceri değil başarı yöntemi. Sevince hepsi oluyor. Denedim ve kendimi mutlu hissediyorum....

bUNALIMLARI, STRESİ, PANİK ATAĞI GERÇEKTEN İYİ EDİYOR..İlk gün tüm solucan denen yuvarlama çubuklarım yassı oluyordu. Sabırsız ve stresli oluşummuş. Herşey çamura yansıyor. 5. dersten sonra kendimden birşeyler katmaya başladım belki de bir konu üzerine yoğunlaşabilirim. ve sizlere bu konudaki sergimin haberini verebilirim.

30/11/2007

Sene sonu sergisi ve kermesi hazırlığı

  Çok heyecan verici bir hazırlık dönemi bizim için okulumuzun sergi ve kermesi olacak sene sonunda ama ancak hazırlanabileceğiz. Biraz salyangoz hızıyla olsa da hazırlık, en iyisi için çalışıyoruz. Umarım yüzümüz kara çıkmaz....

26/11/2007

BİR YER VAR.... ONLARIN ÜTOPYASI

Bir yer var. bazıları bakamadıkları için, bazıları dayanamadıkları, bazıları da ne yapacağını şaşıracağı için hiç oraya uğramıyor. İnsanların panik olup kapısından döndüğü bir yer. Ama kapıdan girene sarılan çocuklar var orada. çoğu mahallesinde, köyünde deli damgası yemiş, ama gel gör nasıl cin gibi orada. Kim nasıl numaracı, kim sessiz ama derinden, kim afacan ve dışarıdakilerden bin beter hareketli,.... Aslında hiç biri ama hiç biri evinde ve mahallesinde bu kadar özgür değil.... Ne yazık ki...

Geçen gün kasabıma gittim. Alışveriş sırasında konuşurken, kızını yollamış bizim okula. Ne iyi ettiniz dedim. Kızı normal bir devlet okulundaymış ama yavaşmış öğrenmesi, öğretmeni yollatmış rehberliğe. Sonra da demişlerki o yer de burası..? Ne yapsak versek mi demişler? Vermişler ama adam rahat değil, huzurlu değil.... Konuştuk uzunca, rahat olun dedim emanet ettiğiniz yer, mutlu olacağı ve iyi bakılacağı tek yer. Her gün evine daha mutlu döndüğünü, yüzünün güldüğünü söylüyor ama endişeli...... Bakın neticeyi kendiniz gözlemliyorsunuz. Mutlu, huzurlu ki her gün gitmek için can atıyor. Arkadaşları var ve en önemlisi kimse onunla alay etmiyor. Haklısınız ama....diyor. "Biliyorum oradan sonra damgalanmış gibi mi olacak diyorsunuz içinizden" Hayır bu çocuklar da bizim değil mi? bu eğitim kurumu da onlar için. Aslında ya olmasaydı ve siz hiç yollayamayıp baş başa kalsaydınız bu problemle? Nasıl çözecektiniz? burada her yıl tekrar tekrar eksikleri tamamlanıyor. Bilgiler sabırla hatırlatılıyor. Anneleri yanlarında olmadan, ilk kavgalarını yaşıyorlar, başa çıkmaya, problem çözmeye çalışıyorlar. İlk aşklarını sessizce değil, canlı canlı severek sevilerek, uğrunda belkide kavgalar ederek yaşıyorlar, kazançları kayıplarından çok. Mahallesinde hor görülen, köyünde deli gibi davranılan, akıllarının sınırında yaşayan kimi cin fikirli, kimi öylesini rahat bulan ama buraya gelince o oyun postunu bir kenara bırakıp her işe soyunan çocuklar , gençler.....  Burası onların ütopyası, veya ütopyalarını gerçekleştirdikleri tek yer.

İyiki var diyorum bu okul. Hergün yeni bir yaşama seviniyorsun. Okul değil aslında hayat yolu...

14/11/2007

HEYECANLI BEKLEYİŞ

VAKİT YOK MU DEDİNİZ?

Akşam üzerleri 2 saatliğine gittiğim arkadaşımın atölyesinde dinleniyorum. o sergiye hazırlanıyor ben eğleniyorum...... Mutluyum yetmez mi?

 

img124/1349/spma0005pl1.jpg

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı