Kasım
Kararmaya yakın, Kasımın Ankara ayazı kokuyor. Kükürt, toz, egzos. Ayaklarını sürüye sürüye, ağır okul çantasını bir an önce sırtından atmak için eve gitmeye çalışıyor. Arkadaşları şakalaşarak yollarda yürüyor, ayaz estikçe yanaklarının yanmasını azaltmak için montunun yakalarına gömüyor başını. Arkada, askılarda kalmış montuna, sınıfın havasız, ter karışımıyla, duvarların nemli sıva kokusu karışmışta sinmiş; Bir iki dakika dayanamıyor bile kokuya kaplumbağa gibi çıkarıyor başını yakasından. Besbelli ayaz, yaksa da koksa da daha iyi. Öfff birde yokuş var önünde. Halıcının boğucu tüylü, yünlü havası kapı aralığından sızıyor, müşteri uğurluyor Ali bey. Kasap Hasan da belli ki çiğ et kokularını tüttüre tüttüre müşteriyle sohbet ediyor içeride. Ayaz iki apartman aralığından fırlayıp gözlerini oyuyor insanın. Nefesini tutuyor bir an için. Topal Ömer abinin kırtasiye dükkanında durmalı, biraz laflayıp emzik şekerlerden alıp evde keyif yapmalı. Kazık kadar olsa da şeker işte şekli, tadı cazip geliyor.
Kapalı kapıda durakalıyor. İliştirilmiş yazıya bakıyor. Belli ki alelacele yazılmışta konulmuş. Cenaze sebebiyle kapalı. Babası mı diyor içinden ,aradabir görüyordu ya.Şeker hayalleri suya düşüyor. Çanta daha da ağırlaşmış tırmanıyor yokuşu. kuzeni Leyla gelmiş kapıda;
-annem yakında günde size gelicem diyor ama anneme haber vermeliyim.
-İyi gel telefon ederiz.
-Yok bilmiyorum telefonu şurası ya gider geliriz.
-Dur çantayı bırakayım.
Çantayı kapıdan atıp annesine sesleniyor.
- Teyzem yakındaymış, Leyla bize gelecek haber vermeye gidiyoruz.
Dinlemeden kapıyı kapatıyor, iniyorlar. Üç dört apartman sonra eski kavruk, boyası yer yer dökülmüş bir bina kapısı açık. En üst kata çıkacaklarmış birde, canı sıkkın üç basamaklı girişi geçip bir zamanlar özenle hazırlanmış apartman girişindeki boyutlu mozaiklerin üstünden geçiyorlar. Siyah beyaz, geometrik desenler insanın gözleriyle oynuyor yaramazca. Bu desenlere o zamanlar da bayılıyor. İki yöne de açılan ahşap çerçeveli cam kapıdan içeriye giriyorlar. Bu sefer o güzelim girişe tezat bir sidik kokusu şamar gibi çarpıp sersemletiyor insanı. Apartmana da işenir mi ya derken, bir adam karanlıklardan çıkıp yaklaşıyor.
-Afedersiniz bu apartmanda Arif beyler varmış. derken iyice sokuluyor kızlara.Kızlar çığlık atıp yukarıya kaçmaya başlıyorlar. Adam arkalarından bir kat çıkıyor. Arkadakalanın eteğine yapışıyor. Leyla önde çığlık atıp arkasına bakmadan annesinin misafir olduğu kata fırlıyor, üçer beşer basamaklarıtırmanıyor. Eteğine asılan adamın ağırlığıyla geri geri merdivenlerden düşüyor. Adamın üstüne savruluyor. Kızın ağırlığı ile beraberce duvara çarpıp kucak kucağa yere yıkılıyorlar. Yakalayıp yana fırlatıyor kızı ve zıplayıp ayağa kalkıyor. Ancak kızın da aynı çeviklikle ayağa kalkmasına şaşırıyor ama üstüne yürüyor yine de. Üstüne gelen adamın apış arasına okkalı bir tekme savuruyor kız. Hemen adamın iki büklüm kalmasından yararlanıp ensesinden ve ceketinin etek ucundan tutup merdivenden aşağı itekliyor, ayağıyla da itiyor. Kocaman adamın yuvarlanıp alt kata düştüğünü ve düşerken de kafasını merdiven korkuluğuna çarptığını saniye saniye ağır çekimde seyrediyor. Adam yerde hareketsiz. Koşmaya başlıyor yukarıya. Teyze, teyze....
Ter içinde boğazı kurumuş sesi çıkmıyor aynı rüyalarımızda bağırırken çıkmadığı gibi.
-Teyze adam öldü, teyze öldü. İttim düştü, öldü teyze... ellerine bakıyor. Hiç bir şey yok ellerinde ama o kirli hissediyor ellerini. Kokluyor ellerini, anlamıyor korkudan ne koktuğunu.
-Ölüm mü kokuyor ellerim teyze pis pis kokuyorum. Teyzesi iniyor aşağıya merdiven boşluğuna bakıyor.
-Yok kızım kimseler kaçmıştır, kaçmıştır o, hadi size gidin de dinlenip oynayın birazdan gelir Leylayı alırım.
Elleri kokuyor, hala korkunun sarsıntısı var üstünde birini öldürmek ne kadar da kolay diyor kendine katil oluverdim ya bir saniyede .... neyse ki adam yok aşağıda ölmemiş...!
Ama bir yerlerde ölüm kokusu olan, elleri kirli birileri var...





